Обсуждение:Хира

Материал из Академия Корана
Перейти к навигации Перейти к поиску

TDV İslâm Ansiklopedisi

Mekke’nin kuzeydoğusunda Kâbe’ye yaklaşık 5 km. uzaklıktadır. Cebelinur [1] adıyla da bilinir. İnsanlara en doğru yolu gösteren vahiy nurunun bu dağdaki bir mağaraya inmiş olmasından dolayı bu adı aldığı sanılmaktadır. Muhammed Hamîdullah ise geceleyin yollarını kaybedenlere yardım etmek amacıyla üzerinde ateş yakılmış olabileceği ihtimalini ileri sürmekte ve ismi “yollarını kaybedenlere doğru yolu gösteren” anlamında yorumlamaktadır [2].

Kaynaklarda Hira dağı genellikle yakınındaki Sebîr dağı ile birlikte zikredilir [3]. Deniz dalgasına benzetilen bu iki dağın bitki örtüsü yer yer görülen dikenli çalılardan ibarettir. Hira dağı, çevresindeki diğer dağlardan daha dik ve yüksek olup çıkılması zor çıplak ve kaygan kayalardan meydana gelen sivri tepesiyle uzak mesafelerden dahi kolaylıkla farkedilir. Peygamber’in hayatında çok önemli bir yeri bulunan ünlü mağara zirvenin 20 m. kadar aşağısındadır. Bu mekân mağara olarak anılmakla birlikte aslında üst üste yığılan kaya blokları arasında kalmış iki tarafı açık, sivri tonozlu tünele benzer şekilde gayri muntazam bir boşluktan ibarettir. Son zamanlarda düşme tehlikesi göz önüne alınarak girişin karşısındaki [4] açıklık taşlarla kapatılmış, sadece hava akımı sağlamak için üst kısmında küçük bir aralık bırakılmıştır. İçerideki boşluk, bir kişinin başı tavana değmeyecek şekilde ayakta durabileceği kadar yükseklikte ve yere uzanabileceği kadar genişlik ve uzunluktadır. Tabana yine son zamanlarda beton karo döşenmiştir, burada ziyaretçiler teberrüken iki rek‘at namaz kılmaktadır. Mağaraya tabii kayalardan oluşan yüksek basamaklarla çıkılır ve dar bir düzlükten geçerek girilir.

Mekkeliler arasında, receb ve ramazan gibi senenin belirli aylarında inzivâya çekilen bazı hanîfler bulunuyordu. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib de bunlardan biriydi ve Allah’ın varlığına, ceza ve mükâfat yeri olarak âhiretin mevcudiyetine inanmış, zaman zaman Hira dağındaki mağaraya çekilip kendini ibadete vermişti [5]. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl’in de Hira’da belirli bir yeri vardı [6]. Muhammed de muhtemelen otuz beş yaşlarında iken ramazan aylarında dedesinin inzivâya çekildiği Hira’daki mağaraya kapanmaya başladı. Özellikle nübüvvetin ilk müjdeleri olarak kabul edilen sadık rüyalar gördüğü altı ay içerisinde yalnız kalmak istiyor ve bu mağarada tefekküre dalıyordu [7]. Dağdan her inişinde evinden önce Kâbe’ye gidip tavafta bulunmayı âdet edinmişti [8]; zaman zaman hanımı Hatice’yi de beraberinde Hira’ya götürüyordu [9]. Azık olarak yanına çok az miktarda süt, kurutulmuş et veya zeytinyağı ile kuru ekmek alır, bunlar tükenince evinden yenisini tedarik edip tekrar mağaraya dönerdi. Nihayet kırk yaşına basıp olgunluk çağına ulaştığı [10] 610 yılı Ramazan ayının son on günü içerisindeki -sonradan Allah’ın Kadir adını verdiği [11]- bir gece [12] sabaha karşı, daha önce hiç karşılaşmadığı Cebrâil vasıtasıyla Alak sûresinin “ikra’” [13] emriyle başlayan ilk beş âyeti indirildi [14]. Cebrâil ilk defa Hira dağında, bütün ufku kaplamış ve bir taht üzerinde oturmuş halde Resûl-i Ekrem’e gelip aslî sûretinde görünmüş ve onu kuvvetle sıkıp okumasını isteyerek ilk vahyi getirmiştir [15]. Bu olay üzerine aşırı bir heyecan ve korkuya kapılan Muhammed süratle Hira’dan inerek evine gelmiş ve Hatice’den üstünü örtmesini istemiştir. Daha sonra Hatice onu Hıristiyanlığı kabul etmiş olan amcası Varaka b. Nevfel’e götürmüş, böylece Peygamber kendisine gelenin vahiy meleği Cebrâil olduğunu öğrenerek sükûn bulmuştur [16]. Rivayete göre ilk vahyin indirilmesinden önce, hatta Muhammed henüz çocukken Cebrâil tarafından göğsü yarılıp kalbi yıkanarak [17] vahiy kabul etmeye uygun hale getirilmiş ve bu olay da yine Hira dağı üzerinde vuku bulmuştur [18]. Sonradan bu olayın meydana geldiği nokta olarak kabul edilen yerde kubbesi uzaktan görülebilen büyükçe bir mescid yapılmıştır. Mescidin içinde bulunan kayaya Peygamber’in göğsünün yarılması esnasında yaslandığı rivayet edilir [19].

İnşikāku’l-kamer hadisesinde ayın bir parçası Hira’nın bir tarafında, diğeri öbür tarafında görülmüştü [20]. Rivayete göre Peygamber, bir gün yanında ashaptan bir grup olduğu halde Hira dağının üstüne çıkmış, o sırada dağ sallanınca, “Ey Hira, sakin ol! Zira üzerinde bir nebî, bir sıddîk ya da bir şehidden başkası bulunmamaktadır” [21] demiştir; Uhud dağı için de buna benzer bir rivayet nakledilir [22]. Hicretten önceki Tâif yolculuğundan dönüşünde Resûl-i Ekrem, Mekke’ye girebilmek için himayesine sığınabileceği bir kimse bulmak amacıyla araştırma yaptırırken Hira mağarasında beklemiş, müşriklerin ileri gelenlerinden olan akrabası Mut‘im b. Adî’nin teklifini kabul ettiğini öğrenince buradan ayrılmıştır [23]. Bir defasında yine Peygamber Hira’da iken Cebrâil gelerek Hatice’ye hem Cenâb-ı Hakk’ın hem de kendisinin selâmını söylemesini ve cennette ona içinde çalışıp yorulmanın bulunmadığı, inciden oyulmuş sakin bir köşkün verileceğini müjdelemesini istemiştir [24].

Resûl-i Ekrem’in bu dağda geçirdiği inzivâ hayatının ve peygamberlik görevinin burada başlamasının hem şahsı, hem de müslümanlar için önemi büyüktür. Mutasavvıflar, onun Nur dağındaki itikâfını Mûsâ’nın Tûr dağındaki halvetiyle kıyaslayarak hâtıralarını birlikte yaşatmışlar ve dinî hayat açısından inzivâ ve itikâfın önemini vurgulamak için Peygamber’in Hira mağarasındaki zâhidâne yaşayışını örnek kabul etmişlerdir [25].

Vaktiyle dağın tepesinde bulunan bir kubbe daha sonra yıkılmış, mağaranın biraz yukarısında Osmanlılar zamanında yaptırılan su sarnıcının kalıntıları ise günümüze ulaşmıştır. Hira dağının etekleri bugün büyük bir yerleşim merkezi halini almıştır. Mekke’den Tâif’e giden ikinci yol da bu dağın önünden geçer.

  1. ↑ Nur dağı
  2. ↑ İslâm Peygamberi, I, 73
  3. ↑ İbn Hişâm, I, 53, 251; Ezrakī, II, 204; Tücîbî, s. 357
  4. ↑ Kâbe yönünde
  5. ↑ İbn Hişâm, I, 50 vd.
  6. ↑ a.g.e., I, 246
  7. ↑ bk. Bİ‘SET
  8. ↑ a.g.e., I, 252
  9. ↑ Taberî, II, 300
  10. ↑ Belâzürî, I, 115, 129
  11. ↑ el-Kadr 97/1-5
  12. ↑ Âişe’nin rivayetine göre 27. Pazartesi
  13. ↑ oku
  14. ↑ Buhârî, “Tefsîr”, 96/1, “Bedʾü’l-vaḥy”, 3; Müslim, “Îmân”, 252; İbn Hişâm, I, 250, 252
  15. ↑ Buhârî, “Taʿbîrü’r-rüʾyâ”, 1, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 7; Müslim, “Îmân”, 257-258; İbn Hişâm, I, 203, 252; ayrıca bk. DİA, II, 333
  16. ↑ Buhârî, “Bedʾü’l-vaḥy”, 3; İbn Hişâm, I, 203
  17. ↑ veya genişletilerek
  18. ↑ bk. ŞAKK-ı SADR
  19. ↑ Mir’âtü’l-Haremeyn, I/2, s. 1155
  20. ↑ Buhârî, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 36
  21. ↑ Müsned, V, 346
  22. ↑ a.g.e., III, 112; IV, 274, 275; VI, 17; Müslim, “Zühd”, 73
  23. ↑ İbn Hişâm, II, 381
  24. ↑ Buhârî, “ʿUmre”, 11, “Tevḥîd”, 32; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 69, 71-78; Ezrakī, II, 204
  25. ↑ bk. HALVET; HALVETHÂNE